Bir kitap ve veda
Tarih: 09:46, 20/10/2009
Kesintiye uğradı yine hayat, yine bir şeylere yeniden başlamak gerek... Seviyorum kendimi, pes etmek nedir bilmeyen benden ayrı bir ben var... En zor zamanlarda ortaya çıkan, her şeyi yoluna koyup kabuğuna çekilen ikinci bir ben...
Bu blogda son kez yazıyorum... Elbet yazmaya devam edeceğim ama "aşk olsun"da değil... Yeni blogum için isim düşünmeye başladım ama pek verimli geçmiyor düşünce evresi...
Bazı kitaplara borçlu hissederim kendimi... İşte "Bin Muhteşem Güneş" bu kitaplardan biri oldu. Zamanı kandırmak için başladığım ve bana zamanı unutturan bir kitap... Cuma günü öğleden sonra evin içini arşınlamaktan bitap düşmüşken ve hiçbir şey içimdeki sıkıntıyı bastıramazken, elim Bin Muhteşem Güneş'e uzandı ve cumartesi günü sabahın habercisi ezan yankılanırken İstanbul semalarında bitti. Geçmek bilmeyen zaman nasıl da geçmişti, beni boğan düşünceler de nereye gitmişti?
Sigara kokusuna karşı yakılmış mumu söndürdüm, açık penceremden yağmurla yıkanmış havayı içime çektim, içimi sıkan sıkıntıların ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm... "Çok acı var, dayanamıyorum" diye not yazıp, Boğaz Köprüsü'nden atlayan Dicle hocaya gitti akıl... Kadına uygulanan şiddetin izini sürerken, gördüklerine, duyduklarına dayanamayarak hayatını sonlandıran Dicle hocaya...
Eskişehir'de iki çocuğunu Porsuk Çayı'na attıktan sonra peşlerinden atlayan isimsiz kadını düşündüm. Haberin ayrıntılarıyla ürperdim bir kez daha... Porsuk köprüsünün yeşil bariyerleri geldi gözüme... Bir kadın kucağında bebeğini emziriyor, sonra onu nehrin soğuk sularına teslim ediyor, diğer çocuk "atma" diye yalvarıyor ama kadın aldırmıyor, onu da atıyor. Sonra da kendini... Kitaptan bir cümle düşüyor aklıma: "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi bir erkeğin suçlayan parmağı da hep bir kadını gösterir..." Her yitik kadın hayatının bir erkeği işaret ettiğini düşünüyorum.
Öyle olmayacak, hayatımda bir erkek için yitik tek günüm olmayacak... Göğü yıkanmış İstanbul'a karşı son bir sigara yaktım. Müslümanlar uyanırken, derin bir uykuya daldım. Uyandığımda her şeyin farklı olacağını bilerek...
İstanbul uykudayken...
Tarih: 10:49, 6/8/2009
Kent uykudayken yollara düÅŸmek, kimseler uyanmamışken... Müezzin sesleri bozmadan sessizliÄŸi, bomboÅŸ sokaklardan, caddelerden geçmek... Masada yarım kalan kahve fincanına takılıyor akıl, taksinin arka koltuÄŸunda uykudaki İstanbul'u izlerken... Neden bitiremeden kahveyi gitmem gerekiyor bu kentten, neden hep İstanbul uyurken bir taksi beni İstanbul'dan uzaklaÅŸtırıyor... Neden aynı yorucu hüzün bana eÅŸlik ediyor.
Yine uykudan sıyrılmak için hazırlanmış bir kahve, yine beklenenden erken gelen taksi, yine yarım bırakılan kahve, yine aynı hüzün, yine aynı kent, yine vakitlerden kentin en derin uyku vakti, yine bir yolculuk... İnsansız, araçsız, cansız, sessiz kentti izlemek... Çözümsüzlük içinde çözüm ararken bulunan İstanbul'dan taşınmak seçeÄŸi gerçekliÄŸini yitiriverdi hemen... Gidemem ki bu kentten, gidersem nasıl yaÅŸarım bu hüzünle...
Temmuz sende ne'm kaldı?
Tarih: 14:33, 30/6/2009
Kaç zamandır aklımdaydı da bir türlü derleyemedim Madımak’ın ateÅŸinin izini türkülerde sürmeyi...
Sivas’ta 2 Temmuz’da yanan ateÅŸ hiç sönmedi, hiç sönmeyecek... Çünkü eksiltti bizi 2 Temmuz, utandırdı, canımızı yaktı, canımızı aldı, kara dumanları hiç dağılmadı içimizde, kara baÄŸladı içimiz... Otuz yedi can gitti, bize utancı kaldı, otuz yedi can gitti, bize tarifsiz keder kaldı, otuz yedi can gitti, bize çaresizlik kaldı. Belki onlar bizden daha ÅŸanslıydı, böyle bir utancı taşımadan gittiler... Ve ne yazık yakanlar hiç anlamadı, biz insanlara yükledikleri utancın büyüklüÄŸünü... Kaç insan 3 Temmuz’a gözlerini inançsızlığa açmıştır bilmiyorum, Sivas için yakılan ağıtların sayısını bilmediÄŸim gibi... Ama benim için Sivas’ta sadece otuz yedi insan deÄŸil, hep varlığına inandığım o yüce ve adil Tanrı da yandı, bitti, kül oldu. 2 Temmuz 1993’ten beri en zor zamanlarda bile Tanrı’ya sığınmadım, hiçbir ÅŸey istemedim, hiç dua etmedim, uzun bir süre adını bile aÄŸzıma almadım, alamadım. Onun için birileri, vahÅŸet iÅŸliyor ve o da seyrediyorsa, varsa bile benim için bitmiÅŸti, bitti de... Zerre kadar kötülüÄŸün hesabını soracak Tanrı, kendi adına iÅŸlenen günahlarının hesabını nasıl verecek? Ben, Tanrı’yı affetmiyorum, affedemiyorum! Tıpkı Madımak Oteli’ni ateÅŸe veren güruhu affedemediÄŸim gibi... KeÅŸke anlayabilseler, bizden aldıklarının sadece otuz yedi can olmadığını... KeÅŸke anlayabilseler Madımak’ta yaktıklarının sadece insan deÄŸil, Tanrı’yı da yaktıklarını... Tanrı ÅŸahidim ben inancımı 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde bıraktım ne Tanrı’yı ne de o güruhu hiç affetmedim ve etmeyeceÄŸim...
Ört bas edilse de Sivas’ta yaÅŸanan vahÅŸet, türküler ört bas etmedi. Bir tek türküler yiÄŸit bu ülkede... O yüzden seviyorum türküleri...
GRUP YORUM/ SİVAS
Yumrukluyorum duvarları, yumrukluyorum kara gecenin bedeni
Ellerim kan içinde nehirler taÅŸmış yanaklarımdan
Otuz yedi can, otuz yedi gül
Çatlamış susuzluktan Sivas’ın içinde
Döne döne semaha duranlar tutuÅŸtu önce
Sonra türküler sonra da ÅŸiirler çığlıksız düÅŸtü türkülerin yanı başına
Sivas, Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak?
YiÄŸitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneÅŸten kopartıp karanlığa kurban etmek?
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları baÄŸlıyı yakmak?
Var mıdır kardelen akında bir tutam inciyi ateşte tutmak?
Böyle garip düÅŸtüÄŸüme bakma, böyle mahzun durduÄŸuma
Varsın ateşin suskunlukla beslensin
Benim de yüreÄŸim gençliÄŸini almış yanına yürür başı dik...
Senin de dağların var Sivas, senin de dağların
Dağlarında şahanların...
Gün tutuÅŸur canım, gece tutuÅŸur
Yangınlarda tutsak canlar tutuşur
Külüm toprak olur, yele karışır,
Yürür gelir canlar, yollar tutuÅŸur
Sivas ellerinde sazım tutuşur
Söz tutuÅŸun canım, türkü tutuÅŸur
Teller bizi söyler, diller yarışır
ÖzgürlüÄŸü yazan kalem tutuÅŸur.
Canlar can olur da eller tutuÅŸur
Dost evinde canım sevda tutuşur
Pir Sultan’lar ölmez binler yetiÅŸir
Akar gelir canlar, tarih tutuÅŸur.
MOÄžALLAR/ ISSIZLIÄžIN ORTASINDA
bir düÅŸ gördüm geçenlerde
görmez olsaydım ah olsaydım
içime ÅŸeytan girdi sandım
keÅŸke hiç uyumasaydım
birdenbire
ateÅŸ ve duman
feryadı figan
sanki el ele
geliyor habire
üstümüze, üstümüze…
canlar sazlar
kan oldular
kesildi teller
durdu nefesler
ama hala
dimdik ayakta
ayaktalar
çığlık kalleÅŸ
sessizlik mi dost
ateÅŸ ve duman
hain düÅŸman
ıssızlığın ortasında
ıssızlığın ortasında
EDİP AKBAYRAM/ TÜRKÜLER YANMAZ
GüneÅŸin ak yüzüne bir duman çöktü
bir türkü çığlıkla ateÅŸe düÅŸtü
kuytu bir köÅŸede bir çiçek küstü
büktü yaprağını boynunu büktü
ÅŸu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreÄŸim dayanmaz
kararmış yüreÄŸin hiç ışığı olmaz
bilmez misin ki türküler yanmaz
günü gelir sanma hesap sorulmaz
dayanır kapına pir sultan ölmez
ÅŸu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz
güllerim yandı yüreÄŸim dayanmaz
FERHAT TUNÇ
adını andıkça dilim takılır,
sanki yüreÄŸime bir ÅŸey çakılır.
orda semah dönen nara yakılır,
Kızılırmak boylarında bir şehir.
aydınlığa karanlıklar yağdırdı,
ruhsatiyi hanesinden kovdurdu,
Pir Sultan’ı hınzırlara boÄŸdurdu,
Kızılırmak boylarında bir şehir
can alıcı kuşlar oraya doldu,
güneÅŸ utancından sararıp soldu,
otuz yedi gülü dalından yoldu,
Kızılırmak boylarında bir şehir.
güvercinler gide, baykuÅŸlar öte,
ne kışın azala, ne çilen bite,
Hafik’ten bu yana, Banaz’dan öte,
Kızılırmak boylarında bir şehir.
Mahsuni Åžerif-Sivas
Allah Allah dost diyerek
KoÅŸtuk Sivas ellerine
Halk türküsü söyleyerek
CoÅŸtuk Sivas ellerinde
Dışarda tekbir sesliler
İçerde kara yaslılar
Tüm Sivas'ın suçu yoktur
Ama yaktı Sivaslılar
Madımak'ta ÅŸimsek çaktı
Alevler göklere çıktı
Kime kızdı, kimi yaktı
Şaştık Sivas ellerinde
Dışarda tekbir sesliler
Eli sopalı fesliler
Müslüman kanı helal mi
Ama yaktı Sivaslılar
Alev kapladı yanımız
Hak'ka ulaştı canımız
Ateşle yandı tenimiz
Taştık Sivas ellerinde
Dışarda tekbir sesliler
Eli kanlı iffetsizler
İnsan kıyar mı insana
Yazık yaktı Sivaslılar
Devlet baba, devlet baba
Ne kötülük ettik sana
Döne döne yana yana
PiÅŸtik Sivas ellerinde
Mahzuni tekbir sesliler
İçerde yanıyor canlar
Åžeriatın içtiÄŸi kanlar
Bileniyor tüm insanlar
Tüm Sivas'ın suçu yoktur
Ama yaktı Sivaslılar
Sivas’tan göklere uçtuk
Gönlümüz Hak'kı diler
Alevlerle kucaklaştı
Muhlis'ler Nesimi'ler
Yıldız daği toz dumanlı
Yollarımızı tutmayın
Biz bu yolun son yolcusu
Siz bizi unutmayın
Bu yol çok yolcular gördü
Gültekin'ler Gülsüm'ler
Biz hak'kı severek öldük
Sevmeyenler ne bilsinler
VerdiÄŸiniz bu duman
Sanma ki bizi boÄŸar
Bir Pir Sultan kurban olur
Yüz bin Mahzuni doÄŸar
Yüz bin Mahzuni doÄŸar
ATEÅžLE KÜL OLAYDIM :Umuda Ezgiler
Sen kavga ol ben hasret yüreÄŸine al beni
ateÅŸle kül olaydım o hana gömün beni
temmuz sende nem kaldı acı kederden gayri
Madımak’tan ötede türkün ve ronin kaldı
Grup Kızılırmak Sivas Sivas
Aman Sivas’ın her gün batımında
ateşten bir yıldız doğar
aman biri nergiz biri menekÅŸe
biri tomurcuk gül kokar
tomurcuk gül kokar
Bir güvercin gök yüzünde
kanadında yanık sazım
özüm yerde söner ise
arda kalır iki gözüm
kalkın dostlar türkülerle
yürüyecek yolumuz var
bir bahardan bir bahara
hasat bekler yurdumuz var
kucak açtık yeryüzüne
cennet imiz yerde diye
biz ölmedik rüzgar olduk
dost a selam olsun diye
kalkın dostlar türkülerle
yürüyecek yolumuz var
bir bahardan bir bahara
hasat bekler yurdumuz var
türkülerin biri yanık ateÅŸ göÄŸe deÄŸer mi ki
boyun büküp de dönmeyen
samah can a erer mi ki